Erdoğan’dan sonra Almanya Başbakanı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cuma akşam saatlerinde Almanya Başbakanlık binasındaki ortak basın toplantısındaki konuşmasını, o konuşmanın Alman ve Avrupa medyasındaki etkilerini yazdık.

Eksik bıraktığımız nokta, Erdoğan’ın eleştirilerinin hedefindeki Almanya Başbakanı Scholz’un görüşmeden sonra söyledikleri oldu.

Almanya Başbakanı basın toplantısından bir gün sonra Brandenburg Eyaleti’ne gitti, orada gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan’dan önce İsrail’i hiç eleştirmeyen Almanya Başbakanı, Erdoğan’ın gezisinin ertesi günü İsrail’i eleştirdi.

Gazze topuna giremedi ama Batı Şeria’daki Yahudi “yerleşimci” denilen işgalcilerin Filistinlilere şiddet uyguladığını görmek istemediklerini, İsrailli siyasetçilerin iki devletli çözümden uzaklaşmaları halinde Almanya’nın desteğini kaybedeceklerini söyledi.

Sadece bunlarla da sınırlı kalmadı Almanya Başbakanı, Filistinlilere de yardım ediyoruz dedi, sadece İsrail’i destekleyen bir ülke değiliz dedi, Almanya Filistin’e en fazla yardım sağlayan ikinci ülke konumunda dedi.

Bu üç dediği normal bir zamanda anlamlı olabilir ama Gazze’ye düşen iki atom bombasına eşit binlerce ton bombayı görmezden gelip, toplu cezalandırmaya karşı sesinizi yükseltmez, bebek ölümlerine karşı durmazsanız, yaptığınız yardım, verdiğiniz para sadece vicdan şovu yapmaya yarıyor.

Erdoğan’ın Almanya’daki ortak basın toplantısındaki duruşu belli ki Almanya Başbakanı’nı etkilemiş ve konuşmaya zorlamış.

DW Türkçe Servisi başta olmak üzere gazetecilik kisvesi altında Türkiye’ye düşmanlık yapanlar ne hissettiler acaba?

Newsweek’in gördüğü Emine Erdoğan’ı görmezden gelmek…

ABD’de yayımlanan bir dergi olan Newsweek, First Lady Emine Erdoğan ile Gazze’de yaşanan drama dair bir röportaj yaptı.

Röportajın içeriğini değil ama muhabirin ilk sorusuna girişini yazmazsam olmaz.

Gazze’deki duruma dair soruya şöyle başlamış muhabir: “Hem First Lady olmadan önce hem de sonrasında özellikle kadınlar ve çocuklar üzerine çeşitli sosyal projelerde yer aldınız…”

Soruyu soran muhabirin adı Tom O’Connor. Newsweek’in Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Editör Yardımcısı. Çalışmaları dünya çapında bin 600’den fazla akademik makalede, hükümet raporu ya da kitapta alıntılanmış bir isim O’Connor.

Oldukça deneyimli bir ismin röportaja bu şekilde girişini hem önemsedim hem de acı verici buldum.

Önce acı verici bulduğum yeri yazayım: Emine Erdoğan, kız çocuklarının okula gitmesi için birden çok kampanyaya hamilik etti.

Emine Erdoğan, sıfır atık kampanyasına önce Türkiye’de hamilik yaptı sonra BM adına tüm dünyada bu mücadelenin başına geçti. Başka ne yapıyor Emine Erdoğan, suyumuzu korumamız için çalışıyor, yerel tohumlarımızın gelecek nesillere ulaşması için elinden geleni yapıyor, evlat edinmenin zor olduğu bir ülkede koruyucu aile projesinin gelişmesi için uğraşıyor.

Bu ülkede modern dünya görüşünü savunduğunu iddia edenler nedense görmezden geldiler bu çabaları.

Lafı geldiğinde savunduğun değerler için gösterilen çabayı görmezden gelmek mi siyaset yapmak ya da duruş belirlemek?

Newsweek dergisi durduk yere konuşmadı First Lady Emine Erdoğan’la. Gazze’de yaşanan insanlık dramını durdurmak için en fazla çaba gösteren, bu konuda dünyadaki lider eşleriyle zirve düzenleyen, konuyu ulusal ve uluslararası her platformda dile getiren tek First Lady olduğu için yapıldı o röportaj.

Newsweek’in ta ABD’den görebildiğini, burada görmezden gelenleri görünce ülkesi adına üzülüyor insan…

İzin değil ödül alan hanımefendi…

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Kadıköy Süreyya Operası’nda çektirdiği bu fotoğraf çok tartışılıyor.

Tartışmanın sebebi Özel’in reverans yaparak kutladığı ünlü soprano Pervin Chakar’ın 2021 yılında verdiği bir röportaj.

O röportajda “Mecburi bir sürecin sonunda Türklerle aynı toprakları paylaşıyoruz. Kürtlerin devleti yoksa Kürt soprano da olmaz, Kürt besteci de olmaz” cümlelerini kurmuştu Pervin Chakar.

Pervin hanım, Diyarbakır Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi ve ardından Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Şan Ana Sanat Dalı’nda eğitim almış.

Sanatın ama özellikle de operanın bir milliyeti olmayacağını mutlaka öğretmişlerdir o okullarda.

Kaldı ki daha sonra eğitim ve sahne aldığı İtalya’da ne Kürtçe ne de Türkçe değil İtalyanca dilini kullanmış olmalı.

Benim takıldığım o röportaj değil, Pazar günü kurulan başka cümleler:” Anadilimde şarkı söylemenin en büyük hakkım olduğunu düşünüyorum. Ve bunun için kimseden izin almayı düşünmüyorum..”

2014 yılında İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikte “Lo Şivano” şarkısını okuduğu zaman ödül de vermişlerdi kendisine.

New York Metropolitan gibi dünyanın en büyük operaları, Rus vatandaşı olduğu için dünyanın en büyük opera sanatçılarına kapıyı gösterirken, Türkiye, “Mecburi bir sürecin sonunda Türklerle aynı topraklarda yaşıyoruz” diyen birisine sahnelerini açıyor.

Kürt edebiyatının önemli eserlerinden birisi olan Mem u Zin Operası’nı Türk besteci Cem İdiz hazırladı, librettosunu da Kürt yazar Cuma Boynukara yazdı.

Operaya dair son bir notla bitireyim, sanat öyle bir güçtür ki, Hitler’in en çok sevdiği besteci olduğu için kimse Wagner’den vazgeçmedi, Hitler’in, Parsifal eserinde kutsal kaseyi arayan şövalyeler birliğini Führer ordusuyla özdeşleştirmesine kimse takılıp kalmadı.

Wagner’in 25 yılda tamamladığı son operası Parsifal bugün tüm dünyada sahnelenmeye devam ediyor.

Bir opera sanatçısının bunları mutlaka bildiğini düşünerek hata yapmışızdır belki de…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x